DOLAR46,4792% -0.02
EURO53,3552% 0.15
STERLIN61,5968% 0.32
FRANG57,6227% -0.3
ALTIN6.205,50% -1,30
BITCOIN63.347,990.712
Namık Kemal YıldızTÜM YAZILARI

MİSAK-I MİLLÎ VE SINIRLARINI KİM İSTEMEZ Kİ

Yayınlanma Tarihi :
MİSAK-I MİLLÎ VE SINIRLARINI KİM İSTEMEZ Kİ

Son Osmanlı Meclisi, (Meclisi Mebusan) 12 Ocak 1920’de, İstanbul’da toplandı. Meclisin belirgin özelliği vardı: Anadolu Direnişi’ni örgütleyen Kuva-yı Milliye etkin grubu sahipti. İşgale karşı millî öfkeyle dolu milletvekilleri direniş ruhunu ortaya koymaya çalışıyordu. Aralarında örgütlenip, ‘Ahd-i Millî’ adlı komisyon oluşturdular. Osmanlı topraklarının bölünmezliğini savundular. - Yüksek sesle olmasa da! - Silâh bırakmadan sonra işgal edilen vatan parçalarına da sahip çıktıklarını gösterdiler.

Meclis-i Mebusan, 17 Şubat 1920’de, düzenlenen özel gündemli toplantıda, Aht-i Millî Beyannamesi’ni 121 oyla kabul etti. Metin, hariciye memurları tarafından çeşitli dillere tercüme edildi. Çevrilen bildiri, yabancı ülkelerin yöneticilerine ve meclislerine gönderildi. ‘Ahd-i Millî’ veya ‘Misâk-ı Millî’, Osmanlı’nın vazgeçmeyeceği toprakları belirtiyor - ki, Halep, Şam, Musul, Kerkül, Erbil ve Süleymaniye sınırlarımız içinde gösteriliyordu! - ve Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra yapılan işgalleri kınıyor/kabul etmiyordu.

Batılı emperyalist devletler: İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika vb.) Misak-ı Millî kararlarının ilan edilmesinin ardından hükümete ve meclise baskı yapmış ve alınan kararların değiştirilmesini istemişlerdir. İstekleri kabul edilmeyen İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgal ederek son Osmanlı Meclisini dağıtmışlardır.

Misak-ı Milli’nin ilanıyla, bu kararlı duruşla Türk milletinin geleceğine istedikleri gibi yön veremeyecekleri işgalci devletlere açıkça ifade edilmiştir.

 

Misak-ı Millî kararları şöyledir: 

Madde 1- İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının güvenliğinin sağlanması şartı ile Boğazların dünya ulaşım ve ticaretine açılması için bizimle birlikte, ilgili devletlerin verecekleri kararlar geçerli olmalıdır.

Madde 2- Millî ve ekonomik gelişmemizi engelleyen siyasi, adli ve mali sınırlamalar (kapitülasyonlar) kaldırılmalıdır.

Madde 3- Arap topraklarının geleceği burada yaşayan halkın vereceği oylar ile belirlenmelidir.

Madde 4- Kars, Ardahan, Artvin, Batum (Elviye-i Selâse) ve Batı Trakya’nın hukuki durumunu belirlemek için halk oylamasını kabul ederiz.

Madde 5- Ülkemizdeki Hıristiyan azınlıklara, komşu ülkelerdeki Müslümanlara tanınan haklardan fazlası verilemez.

Madde 6- Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı sırada (30 Ekim 1918) Türk askerlerinin koruduğu sınırlar içindeki Türk vatanının bütünü hiçbir biçimde parçalanamaz.

Kurulacak yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları da Misak-ı Milli sınırları ile çok açık biçimde çizilmişti. Öyle ki;

Doğu’da: Kars, Ardahan ve Batum’dan oluşan üç sancak yeni devletin sınırları içine dâhil edilmektedir.

Güney sınırımızın; İskenderun’un güneyinden başlayarak, Halep’le Katıma arasında Cerablus Köprüsü’ne uzanan bir hat olduğu, buradan doğuya doğru devam ederek Musul Vilâyeti, Süleymaniye ve Kerkük yörelerini birbirine bağlayan hattın da ülkemizin sınırları içinde yer aldığı ifade edilmektedir.

Batı sınırımız; Batı Trakya bölgesini kapsamaktadır.

Size hiç savaşmadan toprak kazandırmayı planlıyoruz…

 Hiçbir devlet başka bir devletin büyümesini, toprağını genişletmesini, güçlenmesini istemez. Ancak garip teklifler olabiliyor.

Tarım Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı, eski bürokratlarımızdan saygı duyduğum Sayın Necdet TOPÇUOĞLU’nun bir anısını paylaşmak isterim.

"Ankara, Büklüm Sokakta Sayın Ekrem CEYHUN'un başında bulunduğu bir grubumuz vardı. Bir gün rahmetli DEMİREL çalışmalar hakkında bilgi almak için geldi. Sohbet sırasında, ABD'nin eski dışişleri bakanlarından Hanry KISSINGER'in kendisini eski dışişleri bakanlarımızdan İhsan Sabri ÇAĞLAYANGİL ile birlikte İstanbul Hilton Otelinde kahvaltıya davet ettiğini anlatmıştı.

KISSINGER, kahvaltıda sayın başbakan, size hiç savaşmadan toprak kazandırmayı planlıyoruz demiş.

Rahmetli DEMİREL, nasıl olacak bu iş diye sormuş.

KISSINGER; "Kıbrıs, Batı Trakya, Ermenistan, Oniki adalar, Gürcistan, Süleymaniye ve Kerkük'ü size bağlayıp, büyük bir federasyon kuruyoruz" demiş. Bölge de bu büyüklükteki coğrafi alanı ekonomik olarak yönetmeyen bir devlet ayakta kalamaz fikrini ortaya atmış.

DEMİREL bize dedi ki, rahmetli ÇAĞLAYANGİL'e baktım hiç oralı değil.

Döndüm KISSINGER'e, "o bize bağlayacağınız devletçikler, yarın bir gün ayrılırken ne kadar toprak götürürler" diye sormuş.

KISSINGER bu soruya çok kızmış ve toplantı bitmiştir deyip çıkmış.

DEMİREL, kendi ülkemizde kahvaltı masasından kovulmuş olduk diye üzüntüsünü ifade etmiş.

Rahmetli DEMİREL bu anısını paylaştıktan sonra bize şunu söyledi. "Bu emperyalist güçlerin planında gelecekte bizi Yugoslavya gibi federasyon yapıp, bu yolla parçalama düşünceleri var. Biz bir dönemi tamamladık gidiyoruz. Aman sakın bir gün federasyon teklifi ya da dayatması ile karşılaşırsanız bunu asla kabul etmeyin" diye uyarmıştı.

DEMİREL yapılan bu teklif/yada dayatma daha sonraki yıllarda eski Cumhurbaşkanlarımızdan Turgut ÖZAL’a da yapılmıştır.

 

Türkiye’nin stratejik derinliğine dikkat...

Şimdi benzer teklif biraz daha süslenerek haydi Misak-i Milli idealinizi gerçekleştirin, terörsüz bir Türkiye olsun diyerek, her Türkün kabul edeceği bir teklifle gelebilirler. Federasyon sistemini kabul edin, büyüyün diyebilirler.

Suriye içerisinde Amerika himayesindeki PKK/ PYD’nin etkin olduğu bölgelerde Irak Kürdistan Bölgesi’ne benzer bir Suriye Kürt Federasyonu oluşturmak istediklerini anlıyoruz.

İran PKK’sı olan PJAK’ın liderleri, uzun vadeli hedeflerinin İran devleti içinde özerk bir Kürt bölgesi kurmak olduğunu açıklamıştır. Esas olarak İran'ın mevcut hükümet biçimini demokratik ve federal bir hükümetle değiştirmeye odaklandıklarını itiraf etmiştir.

Ne tesadüf değimli eski cumhurbaşkanlarımıza teklif edilen federasyon sistemini İran PEJAK’ı da İran’da uygulamayı istemektedir.

Barzani Özerk Kürt Yönetimi de emperyalistlerin kulaklarına üflediği gibi bizde Türkiye’ye bağlanalım teklifini yapabilir. Böylece emperyalist batı devletlerinin hedefi olan 4 parçalı büyük Kürdistan’ın kurulmasına geçilmiş olunacaktır.

Yetmeyecek tabi…4 parçalı büyük Kürdistan’ın mahalli idarecileri, yabancı bir devletin veya birkaçının garantör devlet olmasında ısrar edeceklerdir.

Eğer federasyon teklifini kabul edersek, Anayasamızda değişikliğe gitmemiz,  yapılacak değişiklikle üniter devlet yapısından çıkmamız, Anayasamızdan Türklük kelimesini çıkarmamız ve Türk-Kürt Eyalet Sistemine geçmemiz gerekecektir. Kürt federe devletinde Kürtçe, Türk bölümünde ise Türkçe, esas dil/resmî dil, eğitim ve yayın dili olmasında ısrarlı olacaklardır.

O zaman, tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet bilinciyle aydınlık yarınların Türkiye’si inşa edilemeyecektir.

O zaman, Tek millet değil, Türk milleti; Tek devlet değil, Türk devleti; Tek bayrak değil, Türk bayrağı denilemeyecektir…

O zaman, Millî devlet güçlü iktidar olamayacaktır.

Varsa böyle bir federasyon teklifini hemen kabul etmeyelim, tedbirli olalım, teklifin altında neler yatıyor iyice öğrenelim, devlet aklını kullanıp, geniş ve derin düşünüp, ince eleyip, sık dokuyarak karar verelim diyenlerin milliyetçiliğinden, vatanseverliğinden ve yüreklerindeki Atatürk sevgisinden hiç şüphemiz yoktur.

Türk Devlet’inin aklı var, devletin sağır odalarından gelen kapalı mesajlar var, sağır odalarda yapılan toplantılar var, sağır odalarda alınan kararlar var. Alınan kararları uygulayacak güç unsurlarımız var.

Türkiye’ye bağlı 4 parçalı Kürt eyaletleriyle, topraklarımızı genişletmiş oluruz. Bu ilk bakışta güzel gibi görünüyor. Ancak, özerk eyaletler 10- 15 yıl sonra belki daha erken yapacakları bir referandumla Türkiye’den ayrılabilirler. Ayrılırken Türkiye’den büyük bir toprak parçasını koparabilirler. Genişleyelim derken elimizdeki topraklardan olabiliriz.

Bu şekilde toprak kaybı olduğunda Türkiye’nin doğudaki Türk Devletleri ile güneyde Müslüman devletlerle kara bağlantısı kesilecektir. Böylece Türkiye’nin stratejik derinliği yok olacaktır.

Yetmez Türkiye’nin Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve iç Anadolu Bölgelerindeki birçok vilayetimizdeki içme ve tarım suları, hidroelektrik santralleri, GAP bölgemizdeki sulu tarım arazileri, enerji kaynakları, petrol vb. madenlerin hepsi elimizden gider,  susuz ve enerjisiz kalırız.

Daha şimdiden DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan AKÇA, "Bizim topraklarımızın üzerine baraj kurup sonra o barajlardan ürettiğiniz elektriği bize fahiş fiyatlarla satmak sizin hakkınız değildir. Bölgemizdeki santrallerinden üretilen elektriği biz size parasıyla satacağız’ demeye başlamıştır.

Önceliğimiz, Türkiye’nin bekası, geleceği, birliği, dirliği, milleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğüdür. Şimdi birlik zamanıdır. İç kaleyi güçlü tutma zamanıdır.

Ülke içinde birliği, beraberliği sağlama görevi: muhalefet partilerinden çok iktidarın görevidir. Halkımız iktidardan; gerilimin düşürülmesini, gerginliğin azaltılmasını, adaletin sağlanmasını beklemektedir. Tamda bu zamanda, millî gelirde, vergide, paylaşımda eşitlik sağlanmalıdır. Bireyi yaşatalım ki devlet yaşasın.

Bizde karamsarlık yok. Türk devlet aklına ve yüce Türk milletinin asil karakterine güveniyorum. Yüce Türk milletini ve Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetini koruyacak barışta Yunus Emre’lerimiz var. Savaşta Alp Eren’lerimiz var.

Korkmayın iyi insanlarımız var.

Namık Kemal YILDIZ