Categories: GÜNDEMYAZARLAR

TÜRK DÜNYASININ BATIDAKİ KALESİ BALKAN TÜRKLERİ

Türk Dünyası, Balkan Türkleri Dayanışma ve İşbirliği Derneği olarak bizler, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kalabalık bir katılımcı kitlesiyle ve büyük bir coşkuyla Ankara’da kutladık.

Törende sohbet ettiğimiz bir arkadaşım, Balkan Türklerinin tarihî serüveni ile Anadolu’nun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına sundukları katkılar konusunda hem kendisinde hem de kamuoyunda yeterli bilgi ve farkındalığın bulunmadığını ifade ederek, bu önemli meseleye ışık tutacak kapsamlı bir değerlendirme kaleme almamı rica etmesi üzerine bu yazıyı hazırladım.

Türk dünyası denildiğinde çoğu zaman akıllara Orta Asya bozkırları, Türkistan coğrafyası, Kafkasya ve Anadolu gelir. Oysa Türk milletinin tarih sahnesindeki en önemli ve en derin iz bıraktığı coğrafyalardan biri de Balkanlardır.

Balkanlar, yalnızca Osmanlı’nın fethettiği bir toprak parçası değil; Türklerin yurt tuttuğu, medeniyet kurduğu, şehit verdiği, devlet inşa ettiği ve büyük acılar yaşadığı kadim bir vatan parçasıdır.

Bugün Balkan Türkleri, Türk dünyasının batıdaki sınır karakolu; tarihî hafızamızın yaşayan vicdanıdır.

Balkanlara Türk Varlığının Tarihî Seyri

Türklerin Balkanlarla teması yalnızca Osmanlı ile başlamamıştır. Osmanlı’dan çok önce de Türk boyları Balkanlara ulaşmıştır.

Hunlar, Avrupa içlerine kadar ilerleyerek Balkanlarda siyasi varlık göstermiştir. Atilla döneminde Avrupa Hun İmparatorluğu, Tuna havzası ve Balkanlarda büyük etki oluşturmuştur.

Ardından Avarlar, Peçenekler, Uzlar (Oğuzlar), Kuman-Kıpçaklar ve Bulgar Türkleri Balkan coğrafyasına yerleşmiştir. Özellikle Tuna Bulgar Devleti’nin kurucuları Türk kökenlidir. Zamanla Slavlaşsalar da tarihî kökenleri Türk’tür.

Selçuklu döneminde ise özellikle Anadolu Selçukluları ve uç beyleri üzerinden Balkanlara geçişler başlamış; Bizans hizmetine giren Türk grupları Trakya ve Rumeli’ye yerleşmiştir.

Ancak Balkanların gerçek anlamda Türk yurdu haline gelişi Osmanlı ile olmuştur.

Osmanlı Dönemi: Balkanların Türk Yurdu Oluşu

Orhan Gazi döneminde başlayan Rumeli’ye geçiş, Süleyman Paşa ile kalıcı hale gelmiştir. Gelibolu’nun alınmasıyla Osmanlı Balkanlara yerleşmiş, ardından Edirne fethedilmiş ve başkent yapılmıştır.

Osmanlı, Balkanlarda fethettiği yerleri Türkleştirmek ve İslamlaştırmak amacıyla özellikle Karaman Beyliğine mensup Türkleri, Türkmenleri, Yörükleri Balkanlar’a gönderdi. Gönderilen Türkler, yabancı kültür tesirinde kalmayacak kadar güçlü, karakterli, örf ve adetlerine bağlı, soylu ailelerdi.

Fatih Sultan Mehmet, Yıldırım Beyazıt, Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde Balkanlar yalnızca fethedilmemiş; imar edilmiş, şehirler kurulmuş, köprüler, camiler, medreseler, hanlar ve vakıf eserleriyle gerçek bir medeniyet coğrafyasına dönüştürülmüştür.

Osmanlı Devleti’nin tamamlanan ilk demiryolu hattının, bugünkü Romanya sınırları içinde kalan Dobruca bölgesindeki Köstence–Boğazköy hattı olduğunu Romanya’da Ovidius Üniversitesi Türkoloji Kürsüsünde göreve başladıktan sonra öğrendim.

Bu da gösterir ki Balkanlar yalnızca askerî değil; ulaşım, ticaret ve modernleşme bakımından da Osmanlı’nın merkez alanlarından biriydi.

Üsküp, Selanik, Manastır, Priştine, Prizren, Filibe, Sofya, Vidin, Mostar, İşkodra, Saraybosna, Yenipazar, Kırım, Dobruca, Kırım, Mecidiye… Bunlar yalnızca şehir adı değil; Türk tarihinin mühür vurduğu yerlerdir.

Balkanlar, Osmanlı için bir sınır bölgesi değil, devletin merkezidir.

93 Harbi ve Büyük Felaket

Halk arasında “93 Harbi” olarak bilinen 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Balkan Türkleri için büyük bir kırılmadır.

Rus ordularının ilerleyişi ve Balkan milliyetçiliklerinin yükselişiyle yüz binlerce Türk sistematik saldırılara uğramıştır. Köyler yakılmış, camiler yıkılmış, kadınlar ve çocuklar katledilmiş, insanlar göçe zorlanmıştır.

Bu dönem yalnızca bir savaş değil; soykırıma varan bir etnik tasfiye sürecidir. Balkanlarda “Türksüzleştirme politikası” açık biçimde uygulanmıştır.

Balkan Savaşları, Tarihin En Büyük İnsanlık Dramı

Balkan Savaşları, (1912–1913) Rumeli Türkleri için adeta kıyamettir. Bulgar, Sırp, Yunan ve Karadağ kuvvetleri yalnızca Osmanlı ordusuna değil, doğrudan sivil Türk halkına yönelmiştir. Köyler basılmış, toplu katliamlar yapılmış, kadınlara tecavüz edilmiş, çocuklar öldürülmüş, yaşlılar diri diri yakılmıştır.

Tarihçi Justin McCarthy’in araştırmalarına göre; Balkan Savaşları Yunan isyanı, Sırp ayaklanmaları, 93 Harbi Kırım Savaşı (1877–78), Bulgar isyanları, Balkan Harbi ve devamındaki süreç birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık 5,5 milyon Müslüman Türk şehit edildi.

Sağ kalan Müslümanlar, Türkler de göçe zorlanmıştır. Elveda Rumeli diyerek evleri barklarını, bahçelerini, anılarını bırakmak zorunda kalmışlardır.

Rumeli’den Anadolu’ya akan göç kervanları; açlık, hastalık, yoksulluk ve ölümle doludur.

Bugün Anadolu’nun pek çok ailesinin hafızasında “Selanik muhaciri”, “Üsküp göçmeni”, “Drama muhaciri”, “Kırcaali göçmeni”, “ Kırım Türkleri, Tatarları” ifadeleri bu acının izidir.

Mübadele: Bir Medeniyetin Yer Değiştirmesi

1923 Lozan sonrası, 1924 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi uygulanmıştır.

Anadolu’daki Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderilirken, Yunanistan’daki Müslüman Türkler Türkiye’ye göç etmiştir.

Bu süreç yalnızca bir nüfus değişimi değil; yüzyılların birikiminin yer değiştirmesidir. Evler, mezarlar, hatıralar, şehirler geride bırakılmıştır.

Yıllar süren savaşlar, Osmanlı Devleti’nin yalnızca topraklarını değil; insan kaynağını da tüketmiştir.

Trablusgarp’tan Balkan Harbi’ne, Birinci Dünya Savaşı’ndan Millî Mücadele’ye kadar uzanan cephelerde Anadolu’nun üretici erkek nüfusu büyük ölçüde şehit düşmüş, sakat kalmış ya da uzun yıllar savaş meydanlarında tükenmiştir.

Özellikle kırsalda tarlayı sürecek, atölyeyi işletecek, ticareti yürütecek, çocuklara rehberlik edecek, okullarda öğretmenlik yapabilecek yetişmiş insan gücünde ciddi bir boşluk oluşmuştur.

İşte tam bu dönemde Balkanlardan Anadolu’ya gelen muhacir Türkler, yalnızca bir göçmen topluluğu değil; adeta Cumhuriyet’in kuruluşuna omuz veren üretici bir kadro olmuştur.

Selanik’ten, Deliorman’dan Üsküp’ten, Manastır’dan, Drama’dan, Kavala’dan, Filibe’den, Kırcaali’den, Dobruca’dan gelen bu insanlar; yanlarında sadece valizlerini değil, bilgi birikimlerini, üretim kültürlerini, şehir terbiyelerini ve çalışma disiplinlerini de getirmişlerdir.

Balkan Türkleri, tarımda modern yöntemleri bilen örnek çiftçilerdi. Bağcılık, tütüncülük, hayvancılık, süt üretimi, bahçecilik ve verimli arazi kullanımı konusunda Anadolu’ya ciddi katkılar sundular. Birçok bölgede yeni üretim alışkanlıkları onların eliyle yerleşti.

Aynı şekilde zanaatkârlıkta da Balkan muhacirleri dikkat çekici bir rol oynadı. Demircilik, marangozluk, kunduracılık, terzilik, değirmencilik, fırıncılık, dokumacılık ve küçük sanayi alanlarında kısa sürede üretimin bel kemiği hâline geldiler.

Ticarette ise Balkanlardan gelen Türkler; şehir hayatına yatkınlıkları, hesap bilgileri, disiplinleri ve girişimcilikleri sayesinde Anadolu şehirlerinin ekonomik canlanmasında önemli görev üstlendiler. Pazarı bilen, üretimi bilen, emeği bilen bu insanlar, Cumhuriyet’in ekonomik temel taşlarından biri oldular.

Sadece ekonomik değil; kültürel anlamda da büyük katkı sundular. Musiki, edebiyat, şehir estetiği, mimari anlayış, mutfak kültürü ve sosyal hayat bakımından Balkan muhacirleri Anadolu’ya güçlü bir Balkan kültürünü ve medeniyet damarı taşıdılar.

Kısacası Balkan göçleri yalnızca bir nüfus hareketi değildir; bir medeniyet transferidir.

Anadolu savaşlardan yorgun düşmüşken, Balkan muhacirleri çalışkanlıkları, eğitim seviyeleri, üretim ahlakları ve devlet bilinciyle bu toprağın yeniden ayağa kalkmasına büyük katkı sağlamıştır.

Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde tarımın, ticaretin ve şehir kültürünün temelinde Balkan muhacirlerinin izi vardır.

Onlar sadece göç etmedi; geldikleri toprağı yeniden vatan yaptı, üretimi yeniden başlattı ve Cumhuriyet’in sessiz kurucu kadroları arasında yer aldı.

Selanik’ten, Deliorman’dan Kavala’dan, Üsküp’ten, Drama’dan, Gümülcine’den, İskeçe’den, Yanya’dan, Kırım’dan, Dobruca’dan gelen Türkler Anadolu’ya yeni bir hayat kurmuş; Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal ve ekonomik yapısına büyük katkı sağlamışlardır.

 

Balkanlarda Yetişen Türk büyükleri

Balkanlar yalnızca acının değil; büyük şahsiyetlerin de vatanıdır.

Ülkemizi düşmanlardan kurtardığı için kurtarıcı, Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti devletini kurduğu için kurucu olan büyük devlet adamı ve başkomutan Atatürk, Selanik doğumludur. Atatürk, Balkan Türküdür. Onun askerî dehası ve modern devlet vizyonu, Rumeli terbiyesiyle şekillenmiştir.

Millî şairimiz Mehmet Akif’ Ersoy’un ailesi Balkan kökenlidir. Babası Kosova’nın İpek köyündendir. İstiklâl Marşı’nın ruhunda Rumeli’nin vakarı vardır.

“Kaybolan Şehir” şiiriyle Üsküp’e ağıt yakan büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’da Üsküp doğumludur. Hem diplomat hem de Türk edebiyatının zirvesindeki şairlerimiz de Balkan Türküdür.

Büyük şair, yazar Necip Fazıl Kısakürek’in baba tarafından Kahramanmaraş’ın köklü ailelerinden olduğunu çoğumuz biliriz de annesi Mediha Hanım’ın Girit muhaciri (Girit göçmeni) olduğunu çok azımız bilir.

“Vatan” ve “hürriyet” kavramlarını Türk Edebiyatına kazandıran Vatan şairi Namık Kemal’ her ne kadar Tekirdağ doğumlu olsa da, edebî kişiliği Balkan şehri Sofya’da şekillenmiştir. Namık Kemal’in annesinin babası olan Abdüllatif Paşa ise Koniçe (bugünkü Konitsa / Yunanistan- Yanya kökenlidir. Bu yüzden ailesinde Rumeli bağı vardır.

Modern Bosna lideri, Türk-İslam medeniyet çizgisinin Balkanlardaki en önemli temsilcisi Aliya İzzetbegoviç Türk İslam kültürüyle yetişmiş Balkan kahramanını rahmetle anıyorum.

Batı Trakya Türklerini uluslararası platformda tanıtmış, sorunlarını anlatmış, Batı Trakya Türklerinin sesi olmuş, Balkan Türklüğünün bayrak ismi Dr. Sadık AHMET’in anmadan geçmek olmaz elbet.

 

 Onlar Şimdi Nöbette

Balkan Türkleri, Anadolu Türklerinin yardımına koşmak için Çanakkale savaşına katılmış birçoğu şehit olmuştur.

Yunus Emre Enstitüsü’nün daveti üzerine gittiğim Kosova’da Balkanların en büyük fotoğraf arşivine sahip Besa Tv Türkçe yayınında araştırmacı gazeteci Nafis Lokviça ile tanıştım.

Onun rehberliğinde Kosova’yı tanıma imkânım oldu. Birlikte, Çanakkale Savaşı için 80 kişinin gittiği ve sadece 3 kişinin döndüğü Türk köyünü ziyaret ettik.

Nafis Lokviça’nın anlatımıyla; Çanakkale Savaşı’nın başladığı (1915–1916) haberi buralara kadar gelmiş. Padişahîn ve İslam Halifesinin eli silah tutanları askere çağırması üzerine Kosova’nın Zlepotok köyündeki 80 genç (Selçuklu torunu), yaya (yöre halkının ifadesiyle ayakla) olarak Çanakkale Savaşına katılmak için köyden çıkarlar.

Bir zaman sonra, Çanakkale zaferi kazanılır, Çanakkale geçilmez. Ancak 80 gençten 77 si şehit düşer. Köye sadece 3 gazi dönebilir.

Gaziler, köyün girişinde tepelik yere geldiklerinde otururlar. Bize arkadaşlarımızı soracaklar biz ne diyeceğiz bir kararlaştıralım derler. Bizlere, 77 şehit arkadaşlarımızı soranlara “onlar şimdi nöbette” diyelim şeklinde karar alırlar. Havanın kararmasını beklerler ve gecenin yarısında evlerine girerler.

Çanakkale’ye Savaşına destek vermek için gidenlerden 3 gazinin köye döndüğü haberi tez ulaşır. Analar, babalar, eşler, gelinler, nişanlı, yavuklular dönemeyenlerden haber sorarlar.

Gaziler “biz gelirken onlar nöbetteydi. Onlar şimdi nöbette” derler.

O günden bu zaman kadar köy halkı Çanakkale’ye yardıma gidenlerin dönmesini bekler olmuş.

O tepeye biz de çıktık. Biz de bekledik. Ama onlar dönmediler demek ki hâlâ nöbetteydiler…

Çanakkale Savaşında Anadolu Türklüğüne destek olmak amacıyla gelip şehit olan Balkan Türklerini unutmuyoruz.

Kalbimizin attığı yer.

Balkanlar, Türk milletinin hafızasında yalnızca kaybedilmiş topraklar değildir; hâlâ kalbimizin attığı yerdir.

Balkanlar, Türk milletinin tarihinde yalnızca bir coğrafya değil; bir hafıza, bir emanet ve bir vicdan meselesidir. Orada dökülen her gözyaşı, verilen her şehit, yakılan her köy ve terk edilen her yurt; Türk tarihinin derinliklerine kazınmış birer sızı olarak varlığını sürdürmektedir.

Bugün Balkan Türkleri; dilini, dinini, kültürünü ve kimliğini asırlar boyunca bütün baskılara rağmen koruyabilmişse, bu yalnızca bir topluluğun direnci değil, Türk milletinin tarih boyunca sahip olduğu yüksek medeniyet şuurunun bir tezahürüdür.

Unutulmamalıdır ki Balkanlar kaybedilmiş bir toprak parçası değil; Türk milletinin tarihî sürekliliğinin batıdaki uzantısıdır. Bu coğrafyada yaşanan her hadiseyi anlamak, aslında kendi kimliğimizi, devlet geleneğimizi ve millet hafızamızı anlamaktır.

Bu nedenle Balkan Türkleri; yalnızca geçmişin hatırası değil, aynı zamanda geleceğin de emanetidir. Onların yaşadığı her yer, Türk dünyasının batıya açılan kapısı; her ferdi ise Türk milletinin sınır ötesi birer temsilcisidir.

Bugün bizlere düşen görev; bu büyük tarihî mirası duygusal bir nostalji olarak değil, millî bir şuur, stratejik bir bakış ve tarihî bir sorumluluk olarak görmek ve gelecek nesillere aktarmaktır.

Türk Dünyası, Balkan Türkleri Dayanışma ve İşbirliği Derneği yönetimi bu görevi başarılı bir şekilde sürdürüyor.

Ne mutlu Türküm diyene…

 

Namık Kemal YILDIZ

Namık Kemal Yıldız

Namık Kemal YILDIZ; Eğitimci-yazar. Ankara Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Millî Eğitim Bakanlığında çeşitli görevlerde bulundu. İngiltere, Romanya, İran ve Afganistan'da Millî Eğitim Bakanlığı adına çalışmalara katıldı. Eğitim alanında yazılarına Maksat İstihdam'da devam etmektedir.

Son haber

Emek En Yüce Değerdir. Sendika Emeği Korur

Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı…Uluslararası Emek ve Dayanışma Günü1 Mayıs sadece bir kutlama günü değil.Emeğin…

% gün önce

Yaşlılıkta Yeni Dönem: Devlet Bakım Sigortası Geliyor

Türkiye’de yaşlı nüfus hızla artarken hükümet “Uzun Süreli Bakım Sigortası” için düğmeye bastı. Yeni sistemle…

% gün önce

ÖĞRENCİ TERÖRÜ VE OKUL GÜVENLİĞİ

Bu yazımı bir öğretmen, bir öğretmen çocuğu ve bir öğretmen babası olarak yazıyorum. İlkokuldan üniversite…

% gün önce

PATRİKHANE TARTIŞMASI VE BATI TRAKYA MÜFTÜLÜĞÜ: BİR DENGE ARAYIŞI

Fener Rum Patrikhanesi, kökeni 4. yüzyıla uzanan ve İstanbul (Konstantinopolis) merkezli bir Ortodoks dini kurumudur.…

% gün önce

KİTAP FUARLARINDA KORKUNÇ KİTAPLARA DESTEK OLMAYIN!

Hasbelkader Kitap Fuarlarına katılıyorum. Şunu baştan sorayım. Kitap Fuarlarındaki kitaplar ne kadar ilim ve irfana…

% gün önce

Su İçmenin “Altın Saatleri” Açıklandı: Karaciğer ve Böbrekler İçin Doğru Zamanlama Şart

Uzmanlara göre sağlıklı bir yaşam için sadece ne kadar su içtiğiniz değil, ne zaman içtiğiniz…

% gün önce