
Halep’ten başlayan, Haseke ve Kamışlı’ya uzanan hatta olan biten şu:
Hem Suriye hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “ben buradayım” diyor.
Silahlı yapılar ise “biz ne olacağız?” diye soruyor.
Bu sorunun cevabı da kolay değil.
Şam’daki yeni yönetim Kürtlere şimdiye kadar görülmemiş kültürel haklar tanıyor. Kürtçe, Nevruz, vatandaşlık… Bunlar küçük şeyler değil.
Ama aynı anda şunu da söylüyor:
“Silahlı yapı olmayacak.”
İşte kilit cümle bu.
Tam burada Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) sahneye çıkıyor ve “Kürtsüzleştirme” diyor.
Ağır laf. Ama dikkatli okumak lazım.
Çünkü sahada olan, Kürtlerin silinmesi değil; silahlı örgütlerin alan kaybetmesi.
İkisi aynı şey değil ama bilinçli olarak aynıymış gibi anlatılıyor.
Bu dil neden sertleşti?
Çünkü Suriye’deki denklem, Türkiye’deki çözüm sürecinin önündeki en büyük bahaneyi zayıflatıyor:
“Biz silahı bırakırız ama Suriye’de mecburuz.
"Hem DEAŞ'la mücadele ediyorlar”
Artık bu cümle eskisi kadar güçlü değil.
Sonra ne oluyor?
Nusaybin’de bayrak indiriliyor.
Kimse kusura bakmasın, bu bir “öfke patlaması” değil.
Bu, mesaj içeren bir provokasyon.
Bayrak rastgele seçilmez. Bayrak indiriliyorsa, mesele sokağın değil; devlet aklının sınanmasıdır.
Tepkiler de gecikmiyor.
Recep Tayyip Erdoğan sert konuşuyor.
Devlet refleksi dediğiniz şey budur.
Devlet Bahçeli ise daha da sert.
Çünkü bu sürecin en başından beri söylediği bir şey var:
“Çözüm olur, ama bayrağın gölgesinde.”
Bahçeli’nin DEM Parti’ye çıkışı bir sinir hali değil; çizgi çekmektir.
DEM Parti ise zor bir yerde duruyor.
Bir yanda örgüt, bir yanda resmi siyaset.
Bu ikisi aynı anda idare edilemez; tarih bunun örnekleriyle dolu.
Peki bütün bunlar çözüm sürecini bozar mı?
Hayır ama sancılı. Büyük kan kaybettiği kesin.
Çünkü DEM, kendi başına karar alabilen bir parti değil.
Sıkıntı zaten en başından belli idi.
Asıl ikna edilmesi gereken kandildi.
SDG idi.
Bu memlekette Kuş Sevenler Derneği Başkanı bile makamı bırakmak istemez.
Her şeye rağmen, Türkiye Suriye'de istediği sonucu alacak gibi görünüyor.
Bu noktada, sahnenin en sessiz ama en kritik aktörü devrede.
Yüksek ses yok.
Manşet yok.
Ama temas var, takip var, sabır var.
Suriye’de olan biten, Türkiye’nin yıllardır söylediği tezleri gürültüsüz biçimde doğruluyor.
O yüzden Ankara bağırmıyor.
Çünkü bağıran genelde zayıf olur.
Özetle…
Suriye’de yaşananlar bir “çöküş” değil, bir geçiş.
Nusaybin’de olanlar bir halk hareketi değil, bir son direnç refleksi.
Ve çözüm süreci, bütün bu gürültünün içinde sendeliyor. kan kaybediyor,
Her şeye rağmen barış güzel şey be kardeşim.
Keşke gerçekleşse.
Bazen tarih ilerlerken çok ses çıkarmaz.
Sadece eski alışkanlıkları arkada bırakır.
✍️ Erdoğan Serdengeçti
"Coğrafya kaderdir." Son yıllarda en çok tekrarlanan sözlerden biri bu. Bir başarısızlık mı var? Coğrafya…
Bir köşe yazarı olarak zaman zaman bu köşeden hatta isim de vererek bazı İlahiyat Profesörlerine…
Türk milleti; vatana sadakati şeref bilen, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine bağlı kalan, Anayasa'nın ilk dört…
Yazar Ali Yurtseven, Azerbaycan’ın Gence ve Bakü şehirlerinde gerçekleştirdiği bir dizi kültürel temasla, iki kardeş…
Türk Dünyası Balkan Türkleri Destekleme ve İş Birliği Derneği tarafından Ankara'nın Kızılay semtinde düzenlenen "Balkanlarda…
İnsan Kitap ve Toplum Araştırmaları Derneği (İKTA-DER) kuruluşunun birinci yılını bir Kermes ve bir Panel…
Bu site çerezlere izin vermektedir.