RUHUNUN HAPŞIRIKLARINI TUTMA: "HAPŞIR!" | Maksat İstihdamMaksat İstihdam

5 Aralık 2020 - 02:32
Ahmet Sandal

Kamu yönetimi Uzmanı ve Etik Eğiticisi Ahmet Sandal, Maksat İstihdam'daki köşesinde sizlerle. Ahmet Sandal Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. Todai'de master yaptı. Şu an idarecilik görevini yerine getirmektedir.

Ahmet Sandal

RUHUNUN HAPŞIRIKLARINI TUTMA: “HAPŞIR!”

RUHUNUN HAPŞIRIKLARINI TUTMA: “HAPŞIR!”
Son Güncelleme :

19 Kasım 2020 - 13:51

120 görüntülenme

Hapşırık derken elbette bu yazıda bedenin hapşırıklarından bahsetmeyeceğim. Ruhumun hapşırıklarından bahsedeceğim. Ruhun da hapşırıkları olur mu demeyin. Niye olmasın, bedenin hapşırıkları olur da ruhun hapşırıkları, neden olmasın?

Bedenimizin dışarıdan aldığı, soğuk algınlığı ya da benzeri bir etki ile iradesiz bir şekilde ağızdan şiddetli bir şekilde dışarıya tükürük ve benzeri sıvıları çıkartmasına hapşırık diyoruz. Hapşırık faydalıdır. Hatta, vücuttan dışarıya doğru şiddetli bir şekilde gelen hapşırığın tutulmasının çok tehlikeli olduğu da bilinmektedir. Hapşırığını tutan bir kişinin öldüğü ya da felç kaldığı da söylenir. Benden size tavsiye, içinizden gelen hıçkırığı asla ve asla tutmayın ve olduğu gibi ağızdan dışarıya çıkarın.  Bu tavsiyeyi söylüyorum da, artık öyle bir zamanda yaşıyoruz ki “hapşırmaya dahi korkuyoruz.” Malum korona virüs salgınından dolayı insanlar hapşıranlardan şiddetli bir şekilde kaçıyorlar. Kaçmakta haklılar. Çünkü, hapşırmayla maazallah, korona virüs bulaşabilir. En iyisi hapşırırken kimsenin üzerine doğru hapşırmamak ve uygun bir yerde hapşırmaktır. 

Neyse, zaten bu yazıda meselemiz, bedenimizin hapşırması değil, ruhumuzun hapşırmasıdır.

“Haydaaa! Ruhun da hapşırması olur muymuş!” Evet, böyle bir “haydaaa” çekerek, hayretle seslenenleri, duymasam da tahmin ediyorum.

Öyleyse hemen maksadımı ve ne demek istediğimi açıklayayım.

Ruhumun hapşırıkları, oldukça tabi ve oldukça içten gelen tepkilerden ibarettir. Ruhum fıtraten iyilik ve doğruluk, güzellik ve ihlas üzere yaratıldığı için, yalnızca bunları kabul ediyor ve içine alıyor. Bunların dışında nerede bir kötülük, eğrilik, çirkinlik ve samimiyetsizlik görse, onlara tepki veriyor. Zaten tepki vermesi de normaldir.

Öyleyse, ruhumun hapşırıkları derken kasdım açıktır. Kasdım tüm olumsuzluklara karşı ruhumdan çıkan tepkilerdir. Eğer o tepkileri vermezsem ruhum ya felç olacak, ya da ölecek. Ruhumun ölmemesi için, ruhumun felç kalmaması için ben tepki vermeye ve tüm rahatsız edici şeyleri eleştirmeye devam edeceğim.

Şimdi, bir kez daha açıklıyorum. Daha anlaşılır olsun diye, sanki bir başkasıyla diyalog içindeymişim gibi açıklıyorum:

“Niye böyle tepki veriyorsun, sağa-sola, hırlıya-hırsıza” dediler. 

Ben de “sen hapşırığını tutabiliyor musun” dedim. 

“Ne alakası var” dediler. 

Ben de “haksızlığa, hukuksuzluğa tepki vermek, ruhumun hapşırığı” dedim. 

Bedenin hapşırığını tutarsan bedenen, ruhunun hapşırığını tutarsan ruhen zarar görürsün. 

Ruhum sağlıklı olsun da, hiçbir şey mühim değil!

Benim esasta maksadım ruhumun huzurudur. Toplumda her ferdin ruhu, vicdanı huzurlu olursa o toplum huzurlu ve mutlu toplumdur.

Gel gör ki, toplumdaki fertlerin çoğunda ne ruh kalmış, ne vicdan!

Adam bedeninin hapşırığını tutmuyor da, ruhunun hapşırığını tutuyor. Ruh da hapşırıkları yuta yuta, ya felç oluyor, işlevsiz kalıyor, ya da toptan ölüyor, ruhsuz beden haline geliyor.

Zaten insanoğlunun anlayamadığım ve çok hayretle izlediğim bir davranışı var: “Varsa yoksa bedeni, varsa yoksa bedeninin rahatı!” 

Bre gafil bre! Bedenin sağ olsa en fazla kaç yaşar? “Ömrün uzun oldu diyelim 80, ha biraz daha fazla yaşadın diyelim 100.” Eeeee, sonu ne? Öldün gittin.

Ruhun daha mühim ruhun! Onu besle onu! Ruhunu felç bırakma ruhunu! Ruhunun hapşırıkları dediğimiz, kötülüğe karşı tepki ver, olumsuzluğa karşı tepki ver ve devamlı suretle Hakkı söyle, devamlı surette iyilik üzere yaşa! Ruhun hapşırmazsa, bu da senin için zararlı, ruhunun hapşırıklarını tutarsan bu da senin için felaket. Gel bunları idrak et!

Evet, esasta ruhun hapşırıklarının faydalı olduğunu bu yazıda kısaca anlatmaya çalıştık. Olumsuzluklara tepki vermenin, kötülükleri, çirkinlikleri eleştirmenin gerekli olduğunu böylece belirttik. Eğer bunları yapmazsak, ruhsuz bir beden olarak sanki bir ceset gibi kalacağımızı açıkça söyledik.

Mehmet Akif ne diyor? Kulak verelim, dinleyelim can kulağıyla! 

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’

Davransana… Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?

Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!

 

Kötülüğe, eğriliğe, çirkinliğe ve olumsuzluklara tepki vermeyenler için “leş mi kesildin” sözü tam yerini buluyor.

Biz, elhamdülillah, temiz ve bozulmamış ruhumuzun istediği gibi, fıtratını koruyan ruhumuzun benimsediği gibi davranacağız, “doğruya doğru, eğriye eğri diyeceğiz.” 

Konu başlığımız her ne kadar bedenin hapşırmasıyla ilgili olmasa, başlık ruhumuzun hapşırmasıyla ilgili olsa da, yazıda hapşırma kelimesi çok geçtiği için, yazımın en sonunda hapşırmayla ilgili bir Hadis-i Şerif’e yer vererek ve ardından en son sözümle huzurlarınızdan ayrılıyorum.

“Allah hapşırmayı sever, esnemeden hoşlanmaz. Öyleyse sizden biri hapşırır ve Allah’a hamdederse, bunu işiten her Müslüman üzerine, ‘yerhamukâllah’ demesi hak bir vazifedir.” 

 

En son sözüm: 

“Ruhunun hapşırıklarını tutma hapşır. Hapşır derken kasdım şudur kasım: Hakkı, gerçeği haykır.” Vesselam. 

Ahmet SANDAL