
Güç ve iktidar tarih boyunca var oldu; ancak onları meşru ve kalıcı kılan unsur her zaman adalet oldu. İnanç, tarih ve düşünce dünyasından örneklerle iktidar–adalet dengesine dair bazı mülahazalar…
Sevgili Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (asm), “Ben adil bir sultanın zamanında doğdum” buyururken bunu bir övünç vesilesi olarak değil; iktidar sahiplerine yönelik evrensel bir ilke olarak ifade etmiştir. Bu söz, güç ve iktidarın ancak adaletle anlam kazandığını vurgulayan güçlü bir mesajdır. Adalet, bir denge hâlidir ve iktidar da bu dengeyle sınanır.
Hazreti Ömer’in (ra) hilafeti döneminde yaşanan ve tarih kitaplarında yer alan bazı hadiseler, adalet anlayışının sadece sözle değil, fiille nasıl hayata geçirildiğini göstermektedir. İnancı, kökeni veya sosyal konumu ne olursa olsun, hak sahibine hakkını teslim etmek; iktidarın en temel ahlaki sorumluluğudur.
Benzer şekilde, Hazreti Ömer’in (ra) Mısır Valisi Amr b. El-As ve oğluyla ilgili meşhur hadise karşısında sergilediği tutum, iktidarın kendisini hukukun ve adaletin üstünde görmemesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. “Analarından hür olarak doğan insanları ne zaman köleleştirdiniz?” sözü, sadece bir döneme değil, bütün zamanlara hitap eden evrensel bir ikazdır.
Dördüncü Halife Hazreti Ali’nin (ra) zulüm karşısında direnmenin önemine işaret eden ifadeleri de, iktidarın sınırlarını çizen ahlaki bir çerçeve sunar. Zulüm karşısında sessizlik, çoğu zaman adaletsizliği besleyen bir unsura dönüşür. Bu nedenle iktidarın denetlenmesi, sadece hukukî değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.
Batı düşünce geleneğinde de benzer uyarılar görmek mümkündür. Shakespeare’in güç ve kibir ilişkisine dair sözleri, iktidar sarhoşluğunun insanı nasıl yanıltabileceğini hatırlatır. Sokrates’in erdem vurgusu, mutluluğun ve meşruiyetin iktidardan değil, ahlaktan doğduğunu ifade eder. Lord Acton’un meşhur tespiti ise, denetlenmeyen gücün kaçınılmaz olarak yozlaşmaya açık olduğunu ortaya koyar.
İbn Haldun, iktidarın sürekliliğini sağlayan unsurları incelerken, sadece güç ve asabiyetin değil; adaletin de vazgeçilmez bir şart olduğunu belirtir. Yönetimin ahlaki meşruiyetini kaybettiği durumlarda, iktidarın uzun ömürlü olması mümkün değildir.
Kutadgu Bilig’de yer alan ve devletin bekasını adalet, ekonomi, ordu ve halk refahı arasındaki dengeye bağlayan yaklaşım da, bu hakikati başka bir dilden tekrarlar. Farabi’nin iktidarın devamını adalete bağlayan tespiti ve Aliya İzzetbegoviç’in iktidarın geçiciliğine dair uyarıları, aynı çizgide birleşir.
Son olarak Cemil Meriç’in, iktidar–aydın ilişkisine dair eleştirileri; gücün çoğu zaman hakikati rahatsız edici bulduğunu hatırlatır. Oysa adalet, aynaya bakabilme cesareti ister.
Bu yazıda; peygamberlerin, sahabelerin, düşünürlerin ve âlimlerin sözleri ışığında, iktidarın ancak adaletle dengelendiğinde anlam ve meşruiyet kazanabileceğine dair bazı mülahazalara yer verdim.
Bir sonraki yazıda, güç ve iktidarın adaletle dengelenmesine dair kendi değerlendirmelerimi ele alacağım.
✍️ Ahmet Sandal
