DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Hüseyin Çelik: Türkiye'de Müslümanların En Zor İmtihanı: Irkçılık

Yayınlanma Tarihi :
Hüseyin Çelik: Türkiye'de Müslümanların En Zor İmtihanı: Irkçılık

Prof. Dr. Hüseyin Çelik, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte uygulanan asimilasyon politikalarını ve dindar çevrelerdeki ırkçı refleksleri ele alıyor. Çelik’e göre çözüm, üstünlük iddiasında değil; hukuk devleti ve adalet anlayışında.

 

Türkiye’de ırkçılık meselesi çoğu zaman yalnızca seküler ideolojilerin, milliyetçi siyasetlerin ya da devlet politikalarının bir sorunu gibi ele alınır. Oysa eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik’in dikkat çektiği asıl mesele çok daha derindir: Irkçılık, zamanla dindar çevrelerin diline ve reflekslerine de sızmış, hatta kimi zaman dinî kavramlarla meşrulaştırılmıştır.

Prof. Dr. Hüseyin Çelik’in “Müslümanların Irkçılıkla İmtihanı” başlıklı yazısı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze uzanan süreçte Türkiye’nin bu ağır vicdan sınavını kapsamlı biçimde analiz ediyor.

Çelik’in temel tezi açık:
Irk, vehbîdir; yani insana doğuştan verilmiştir. Hiç kimse hangi ırka mensup olacağını seçmez. O hâlde insanın övüneceği şey doğuştan gelen kimliği değil, kesbî yani iradesiyle kazandığı ahlaki ve insani değerleridir.

Bu çerçevede ırkçılık, sadece siyasal bir sapma değil; İslam’ın açık hükümlerine aykırı bir tutumdur.


Vehbî ve Kesbî: Irkın Teolojik Konumu

Çelik, meseleyi sosyolojik değil, önce teolojik zemine oturtuyor.
İnsanın ırkı, cinsiyeti, doğduğu aile, fiziksel özellikleri “vehbî”dir. Yani Allah’ın takdiridir. Bu nedenle ırk üstünlüğü iddiası, ilahî takdire karşı kibir anlamına gelir.

Kur’an’ın Hucurât Suresi’ndeki “Sizi kavimler ve kabileler hâline getirdik ki tanışasınız” ayeti bu çerçeveyi çizer. Üstünlük yalnızca takvadadır.

Dolayısıyla Müslümanların ırkçılık yapması, Çelik’e göre, başka din mensuplarının ırkçılığından daha ağır bir çelişkidir.


Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Kırılma Noktası

Çelik, Osmanlı millet sisteminin din esaslı olduğunu; ırk merkezli bir yapılanmanın bulunmadığını hatırlatıyor. Yavuz Sultan Selim’in “ittihad” vurgusu, Namık Kemal’in İttihad-ı İslam fikri, Ziya Paşa’nın Batı menşeli kavmiyetçilik eleştirileri bu çizginin entelektüel dayanaklarıdır.

Ancak II. Meşrutiyet’ten itibaren Batı menşeli milliyetçilik dalgası Osmanlı düşünce dünyasına girmiştir. Babanzade Ahmet Naim’in ırkçılığı “Frenk illeti” olarak tanımlaması, bu kırılmanın erken fark edilişidir.


Cumhuriyet Dönemi: Ret, İnkar ve Asimilasyon

Çelik’in en çarpıcı bölümü burasıdır.

Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte etnik farklılıkları yok sayan bir anlayışın kurumsallaştığını savunur. Verdiği örnekler nettir:

  • 1924 Anayasası’nın vatandaşlığı “Türk” üst kimliğiyle tanımlaması

  • Mahmut Esat Bozkurt’un “Bu memleketin efendisi Türklerdir” sözleri

  • İsmet İnönü’nün “Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemehâl Türk yapmaktır” ifadesi

  • Türk Tarih Tezi ve kafatası ölçümleri

  • Öğrenci Andı uygulaması

  • 1960’ta Cemal Gürsel’in “Türkiye’de Kürt diye bir şey yoktur” sözleri

  • 1980 Darbesi sonrası Kürtçe yasağı

Çelik, bu uygulamaları “ret, inkâr ve asimilasyon” politikaları olarak değerlendirir.

Bu noktada özellikle altını çizmek gerekir: Hüseyin Çelik, Kürt milliyetçiliğini savunan bir perspektif sunmaz. Tam tersine, hem Türk hem Kürt ırkçılığına karşı eşit mesafede durur. Sorunu etnik üstünlük değil, adalet ve hukuk eksenine taşır.


Müslüman Vicdanın Çelişkisi

Metnin en sert bölümü, dindar çevrelere yöneltilen eleştiridir.

Çelik, Somali, Arakan, Filistin için ayağa kalkan Müslümanların, 90’lı yıllarda Türkiye’de yaşanan faili meçhuller, köy boşaltmalar ve hak ihlalleri karşısında sessiz kalmasını sorgular.

Bu cümle yazının özüdür:

“Türkiye’de gayrimüslimlerin hakkını Müslümanlar, Alevilerin hakkını Sünniler, Kürtlerin hakkını Türkler savunmadıkça biz medeni ve demokrat bir toplum olamayız.”

Burada mesele etnik değil, ahlakidir.
Çelik’e göre ümmet söylemi, milliyetçilik ambalajı hâline getirilmiştir. Dilde ümmet, pratikte etnik refleks.


PKK Meselesi ve Ayrım

Çelik, Türkiye’deki yaklaşık 25 milyon Kürt’ün tamamının PKK çizgisinde olmadığını vurgular.
Bütün Kürtleri PKK ile özdeşleştiren yaklaşımın, daha fazla insanı radikalleştirme riski taşıdığını belirtir.

Yani analiz, güvenlikçi refleksin ötesine geçer.


Çözüm: Hukuk Devleti

Çelik’in önerisi etnik ayrıcalık değil; gerçek bir hukuk devleti ve demokrasi inşasıdır.

Oksijen metaforu dikkat çekicidir:
Salonda herkese yetecek kadar oksijen varsa herkes rahat nefes alır.

Yani çözüm, kimliğin bastırılması değil; adaletin eşit uygulanmasıdır.


Sonuç: Hüseyin Çelik Ne Söylüyor, Ne Söylemiyor?

Hüseyin Çelik:

  • Kürtçü değildir.

  • Etnik ayrılıkçı bir tez savunmaz.

  • Türk ırkçılığına da Kürt ırkçılığına da karşıdır.

  • Sorunu dinî, ahlaki ve hukuki zeminde ele alır.

Onun çağrısı, kimlik temelli siyaset değil; vicdan temelli bir toplumsal sözleşmedir.

Bu metin, Türkiye’nin en derin meselesine şu soruyu yöneltiyor:

Adalet, sadece bize yapıldığında mı önemlidir, yoksa başkasına yapıldığında da mı?

Irkçılık bir ideoloji değil, bir imtihandır.
Ve Çelik’e göre Türkiye’de Müslümanların en zor sınavı budur.