
Orta Doğu, petrol ve doğal gaz gibi zengin kaynakları, Avrupa, Asya ve Afrika arasında bir köprü görevi görmesi ve dini merkezlere (Hıristiyanlık, Musevilik ve İslam dininin kutsallarına) ev sahipliği yapması nedeniyle küresel güçlerin Orta Doğu’ya ilgisini artırmıştır.
Egemen güçler, bölge ülkelerini dış müdahalelerle şekillendirilmeye çalışmışlar, bölgeyi istikrarsızlık ve çatışmaların merkezi haline getirmişlerdir.
ABD’nin Orta Doğu politikalarında, İsrail’in güvenliği, petrolün uluslararası piyasalara güvenli bir şekilde nakli ve kitle imha silahların bölgede yayılmasının engellenmesi gibi önceliği vardır.
Günümüzde, Amerikan Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Orta doğuda haritaları yeniden çizeceklerini açıkça ilan ettiler.
“Misak-ı Millî ve Sınırlarını Kim İstemez ki” ve “Tarih Tekerrür Ediyor”. Başlıklı yazılarımda bu konuya kısaca değinmiştim.
Ancak son HÜDA PAR’ın 15-16 Şubat tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlediği “Kürt Meselesine İnsani Çözüm” toplantısının sonuç bildirgesinde dile getirilen tehlikeli talepler yüzünden bu konuya tekrar değinme ihtiyacı duydum.
Tehlikeli talepler.
Adı geçen partinin taleplerini, yalnızca bir siyasi partinin talepleri olarak görülüp küçümsememek gerekir.
Toplantı konuşmalarında baştan sona Atatürk düşmanlığı yapılıyor. Atatürk Türkiye’sinin yıkılmasını arzulayan ifadeler kullanıyor.
Sonuç bildirgesinin 2. Maddesinde
“Ankara’nın saadeti, Diyarbakır’ın huzuruna bağlıdır.” denilerek Türk devletine, aba altından sopa gösteriliyor… Âdeta Türkiye’ye savaş ilan ediyorlar…
Türkiye’den yapılmasını istedikleri talepler:
Türkiye’den, Cumhuriyeti Anayasası’nı değiştirmesin, değiştirilemez maddelerinin bile değiştirilmesini hatta yeni bir anayasa hazırlanmasını talep ediyorlar.
Türkiye’nin himayesinde, Büyük Kürdistan Devletini kurmayı, bu yapıyı da Türk- Kürt Federasyonunu şeklinde hayata geçirmeyi düşlüyorlar.
Bundan yaklaşık 100 yıl kadar önce İngiliz, Fransız ve Ruslar tarafından çizilen “Kürtleri birbirinden ayıran Skyes-Picot Anlaşması sınırları sembolik hale getirilmeli”, 4 yapılı federatif Kürt yönetimleri oluşturulmalı diyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, ulus devlet anlayışını terk etmesini talep ediyorlar.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü sağlayan “üniter devlet” yapısı yerine, federatif bir yapıya geçilmesini istiyorlar.
Türk Anayasasından Türk ve Türkçe ile ilgili maddelerin değiştirilmesini, Türk sözlerinin kaldırılmasını, Kürtçenin resmi dil, Kürt halkının devlet kurucu halk olarak anayasaya girmesini. Özerk ve özel bölgeler ihdas edilmesini istiyorlar.
“Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçedir” maddesini değiştirip Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını, Kürt federe devletlerinde Kürtçe, Türk bölümünde ise Türkçe, esas dil/resmî dil, eğitim ve yayın dili olması istiyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğu tanımlamasından vazgeçilmesini istiyorlar. Bu maddede Türk vatandaşı olmak için etnik olarak Türk olma zorunluluğu yoktur. Kendini Türk hisseden herkesi Türk sayan kapsayıcı, kucaklayıcı bir maddedir. Bu kadar kucaklayıcı ve kapsayıcı maddelerin bile değiştirilmesini istiyorlar.
Tarih ders kitabının yeniden yazılmasını, Şeyh Sait, Said-i Nursi, İskilipli Atıf Hoca gibi Türkiye Cumhuriyeti devletine ihanet eden, isyan çıkaran, Millî Mücadeleye karşı çıkan, yabancı ülkelere ajanlık eden, işgalci düşman ülke komutanlarından madalya alan, işgal komutanlarına selam duran hainlere iade-itibar kazandırılmasını, Türkiye Cumhuriyeti devletinin de özür dilemesini talep ediyorlar.
Talep sahipleri, hainleri kahraman, kahramanları hain göstermek ve göstermek istiyorlar.
Yeni Anayasa yapma çalışmalarında bu yönde değişiklik yapılmasını bekliyorlar.
Benzer teklifleri daha önce duyduk, okuduk, yazdık…
Geçmiş yıllarda Amerika Dışişleri Bakanları, Sayın Cumhurbaşkanları Süleyman DEMİREL ile Turgut ÖZAL’a “Size hiç savaşmadan toprak kazandırmayı planlıyoruz. Kıbrıs, Batı Trakya, Ermenistan, 12 adalar, Gürcistan, Süleymaniye ve Kerkük'ü size bağlayıp, büyük bir federasyon kuruyoruz" teklifini yapmışlardı.
Türk milletini, vatanseverleri, Atatürkçüleri, sosyal demokratları ikna etmek için de “Misak-ı Millî sınırlar sizin kızıl elmanız değil mi? Musul’a, Kerkük’e, Halep’e sahip olmak istemez misiniz?” Diyerek hepimizin hoşuna gideceği, hepimizin hemen kabul edeceği bir havuç gösteriyorlar.
Suriye’de son yapılan nüfus sayımına göre: Suriye’de en fazla nüfusa sahip Araplar 16, Türkmenler 5.5 milyon, Kürtler 1,5 milyon nüfusa sahiptirler.
Irak ve Suriye’de yaşayan Türkmen kardeşlerimizle ilgili bir teklif getirmiyorlar. Türkmen nüfusun Kürtlerden daha çok olmalarına karşı Suriye ve Irak Türkmenlerinin haklarına, iyiliğine ve geleceğine, yönetimine yönelik bir teklif getirmiyorlar. Bunda bir gariplik yok mu?
Teklifi yapan zamanın Amerikan Dışişleri Bakanı KISSINGER'e, DEMİREL’in,
"o bize bağlayacağınız devletçikler, yarın bir gün ayrılırken ne kadar toprak götürürler" diye sorusunu aklımızdan çıkarmayalım.
Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım. Büyüyelim, genişleyelim derken toprak kaybedip küçülmeyelim.
Endişemiz vatanseverliğimizdendir.
Kaygımız Türkiye sevdamızdandır.
Tedbirimiz Türklüğümüzdendir.
Federatif sistemi kabul edersek “tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet” bilinciyle aydınlık yarınların Türkiye’si inşa edilemeyecektir.
O zaman, “Tek millet değil, Türk milleti; Tek devlet değil, Türk devleti; Tek bayrak değil, Türk bayrağı” denilemeyecektir…
O zaman, “Millî devlet güçlü iktidar” da olamayacaktır.
Adı geçen partinin talepleriyle, Orta doğu haritasını değiştireceklerini beyan eden egemen güçlerin yapmak istedikleri arasındaki benzerliğe dikkatinizi çekmek isterim.
Acaba Türkiye’nin ve Türk Milletinin iyiliğine mi bu teklifler? Neden Türkiye’yi büyütmek istesinler? Neden Suriye, Irak ve İran’daki Türkmenlerle ilgili teklif getirmiyorlar?
Bana göre; İsrail dostu, İsrail’e uydu bir Büyük Kürdistan kurulması, sonrasında İsrail’in inandığı vaat edilmiş toprakların işgali ve Büyük İsrail’in gerçekleştirilmesi var.
Bazı okurlarımın sizin öngörüleriniz komplo teorisi gibi dediklerini duyar gibi oluyorum. Ancak İsrail askerlerinin kolundaki haritaya dikkatlice baktığımızda Türkiye’den alınacak vilayetleri de görmek mümkün. Hedefte apaçık Türkiye’de var.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Mehmet UÇUM’un;
HÜDA-PAR Çalıştayın sonuç bildirgesiyle "Terör diyemeyen, terör örgütüne karşı çıkamayan bu grup iki millet, iki vatandaşlık, iki eğitim dili, hatta iki resmi dil ve iki ülke diyerek Türkiye düşmanlığını ve bölünme niyetlerini ortaya döktüler'' sözüne ve devamındaki ifadelere katılıyorum.
Siyasi partilerimizin tamamından, millî devletin esaslarını; Cumhuriyeti, üniter devlet yapısını, Türk milleti kavramını, Türk vatandaşlığını, Türkçeyi, Türk Bayrağını ve İstiklal Marşını kimsenin tartışmaya açamayacağını bizim gibi haykırmalarını beklemekteyiz.
Federasyon, teklif mi yoksa dayatma mı?
Adı geçen partinin bu pervasız taleplerine bakılırsa eskiden yapılan federasyon sistemine geçilmesi teklifi yeniden gündeme gelmiş görünüyor. Varsa bu yönde bir teklifin, Türk devlet aklı tarafından kabul edilmeyeceğine inanıyorum.
Türkiye, bu tuzağa düşmemeli, ortak millî kimliği zedeleyen her türlü adımlardan uzak durmalıdır.
İktidara, federatif sisteme geçilmesi suretiyle Büyük Kürdistan’ın kurulması yönünde tekliften öte bir dayatma varsa; Bunu hissedersek, Türkiye’yi yöneten irade, Türk devleti ve milletinin birliğini ve bütünlüğünü korumaya yönelik millî bir tavır sergilediği anda, iktidarın yanında, dimdik ve güçlü bir şekilde yerimizi alırız.
Biz Türkler, barış zamanı iktidara kızabiliriz, gücenebiliriz, küsebiliriz, alınganlık gösterebiliriz, kahır edebiliriz ancak dış güçler işin içine girerse, millî varlığımız tehlikeye girerse, söz konusu vatansa gerisi teferruattır der, birbirimize kenetleniriz ve düşmana karşı birleşiriz. Ülkemizi koruruz…
Umutluyum. Andımızla büyüyen, yurdunu, milletini özünden çok sevenlerimiz var.
Türklerle, Türk severlerle, iyilerle, cesurlarla yarınlar daha iyi olacak bunu görüyorum.
Namık Kemal YILDIZ


