
Bazı cümleler vardır, ilk okunduğunda anlaşılmaz; ikinci okumada rahatsız eder; üçüncü okumada ne anlatmak istediğini fark edersiniz. İmralı tutanaklarındaki bence en kritik cümle şuydu.
“Türkiye Cumhuriyeti proto-İsrail’dir, Kürt devletçiliği post-İsrail’dir”
Bu, öylesine söylenmiş ideolojik bir laf değil.
Bu, Ortadoğu’nun nasıl okunduğuna dair bir harita.
Öcalan, İsrail’i merkeze alan bir jeopolitik tahayyül kuruyor. Ona göre İsrail, Ortadoğu’da hegemonya kurabilmek için Kürt jeopolitiğine muhtaç.
Kürt devletçiliği, İsrail sonrası dönemin tamamlayıcı parçası.
Türkiye Cumhuriyeti ise bu zincirin “ön hazırlık aşaması”; yani proto-İsrail.
Bu bakış, İsrail'e diyor ki,
Arz-ı mevud için bana muhtaçsın.
Gelelim Proto İsrail diye tabir ettiği Türkiye Cumhuriyeti'ne.
Herkes atladı.
Yahut görmezden geldi.
Ama ben tarihe not düseyim diye,
sizin dikkatinize sunmak istedim.
Başlıkta da bu cümleyi öne çıkardım.
Yorumsuz olarak.
Çümleyi bir daha bırakalım.
"Türkiye Cumhuriyeti proto-İsrail’dir, Kürt devletçiliği post-İsrail’dir."
Tabi bu Apo'nun yorumu.
Her dediğini dikkate alacak değiliz.
Aklıma rahmetli Hacı Taşan'ın türküsü geldi.
"Vay nerdesin nerdesin.
Kaldır camın perdesin
Diyeceğim çok şey var
Amma
Çok kalabalık yerdesin."
İmralı tutanaklarında Öcalan’ın, SDG için söylediği ikinci önemli cümle çok konuşuldu:
“ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin silahlı güce ulaştılar.”
Bugün sahaya bakıyoruz.
Bu “100 binlik güç” iddiasının büyük ölçüde kâğıttan kaplan olduğu görülüyor.
ABD mesafeli, İsrail dolaylı, Şam daha sert, Ankara daha kararlı.
O hâlde bu sayı neden dile getirildi?
Cevap basit: Pazarlık unsuru.
“Biz burada İmralı’da çözüme giderken, onlar da orada çözüme gidiyor” cümlesi de bunun tamamlayıcısı. Yani bir yanda Ankara merkezli süreç, diğer yanda Suriye merkezli başka bir hat. İki masalı bir oyun.
Tutanakların bütününe bakıldığında net bir gerçek var:
Öcalan, YPG’yi masadan çekmiyor.
PKK için geri çekilme konuşuluyor.
Ama YPG için net, bağlayıcı, şartsız bir silah bırakma çağrısı yok.
Neden?
Çünkü Suriye dosyası, doğrudan kendi hukuki statüsüne bağlanmış durumda.
“Umut hakkı olmadan çalışamam” cümlesi, bir serzeniş değil; açık bir koşul.
Daha da ileri gidiyor:
“Bu imkân sağlanır, Suriye konusunda başarılı olamazsam yeniden yargılanmayı kabul ederim.”
Yani diyor ki:
“Önce benim konumum netleşsin, sonra Suriye’yi konuşalım. Bu işi çözemezsem, içeri girerim demiyor. Tekrar yargılanırım”
Bu, çözüm çağrısı değil; çözümü erteleyen bir denge arayışı.
İmralı metninde dikkat çeken bir başka husus şu:
Silah bırakmadan çok yerel güç alanları konuşuluyor.
Komün…
Yerel demokrasi…
Belediyeleşme…
Gelir paylaşımı…
Devlet yok deniyor ama devletin yaptığı hemen her şey tarif ediliyor.
İsimden kaçılıyor, işlev korunuyor.
Özellikle petrol gelirleri ve sınır kapıları vurgusu, meselenin güvenlikten çok ekonomik ve jeopolitik bir pazarlık olduğunu gösteriyor.
Bütün bu tablo bize şunu söylüyor:
Bu metin bir son çağrı değil.
Bu metin, son pazarlık.
Bugün Suriye’de YPG/SDG’nin tasfiyeye zorlanması, bu yüzden İmralı’da ciddi bir huzursuzluk yaratmış durumda. Çünkü sahadaki gelişmeler, masada kurulan denklemi bozuyor.
Ve belki de en net cümle şu:
Öcalan, Türkiye’den çekilmeye razı.
Ama Suriye’de kalıcı olmak istiyor.
Suriye'deki son tablo çözüm sürecini bitirmez; ama zorlaştırır.
Çünkü;
En başından bu yana PKK, Türkiye'deki mücadeleyi şimdilik bırakmak ve Suriye'de YPG ile bir devlet kurmak istemiş.
Proto İsrail dediği o.
Oysa bugün ortada:
YPG için büyük bir hezimet var.
Bayrağa dahi saldırı bu hazımsızlıktan kaynaklanıyor.
Suriye dosyası kapanmadan, çözüm süreci sürekli askıda kalır.
Ve her askı, toplumsal güveni biraz daha aşındırır.
“Bunca lafın özü şu:
Silah bırakmak kolay,
masadan kalkmak zor.
Ama en zoru, iki masada birden oturmaya çalışmak.”
✍️ Erdoğan Serdengeçti
"Coğrafya kaderdir." Son yıllarda en çok tekrarlanan sözlerden biri bu. Bir başarısızlık mı var? Coğrafya…
Bir köşe yazarı olarak zaman zaman bu köşeden hatta isim de vererek bazı İlahiyat Profesörlerine…
Türk milleti; vatana sadakati şeref bilen, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine bağlı kalan, Anayasa'nın ilk dört…
Yazar Ali Yurtseven, Azerbaycan’ın Gence ve Bakü şehirlerinde gerçekleştirdiği bir dizi kültürel temasla, iki kardeş…
Türk Dünyası Balkan Türkleri Destekleme ve İş Birliği Derneği tarafından Ankara'nın Kızılay semtinde düzenlenen "Balkanlarda…
İnsan Kitap ve Toplum Araştırmaları Derneği (İKTA-DER) kuruluşunun birinci yılını bir Kermes ve bir Panel…
Bu site çerezlere izin vermektedir.