Categories: GÜNDEMYAZARLAR

Heybeliada Ruhban Okulu Tartışması: Açılmalı mı? Türkiye ve Batı Trakya Dengesi

Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması tartışmaları uluslararası baskılarla yeniden gündemde. Türkiye’nin hukuk ve egemenlik vurgusu ile Batı Trakya Türklerinin hakları arasındaki denge tartışılıyor.

 

 

Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Hıristiyan Ortodoks mezhebine mensup Rum cemaatine din adamı yetiştirmek amacıyla, Sultan Abdülmecit döneminde, Tashih-i Ayar (paranın ayarının düzeltilmesi) nin yapıldığı 1844 yılında, Osmanlı devletinin ekonomik açıdan zor durumda olduğu bir anda açılan İstanbul Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu, Osmanlı Hükümdarlarının onayladığı Nizamnameler (Tüzük/Yönetmelikler) çerçevesinde, Osmanlı hukuk sistemi içinde faaliyet gösteren din eğitim veren bir eğitim kurumudur.

Okulun ortaöğretim (ortaokul ve lise) düzeyinde eğitim veren birimi ile lise sonrası eğitim sunan yüksekokul olmak üzere 2 kısmı bulunmaktadır. Din ağırlıklı ortaöğretim birimi, zamanla öğrenci sayısının yetersizliği nedeniyle işlevini yitirmiş ve faaliyetlerine kendiliğinden son vermiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 1971 tarihli kararı doğrultusunda, özel Türk ve yabancı yüksekokulların devlet denetimine alınması zorunlu kılınmıştır. Bu gelişme üzerine, Fener Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu yönetimi, Türk mevzuatına tabi olmayı kabul etmemiş; bu nedenle okulun faaliyetlerine kendileri son vermişlerdir.

Bununla birlikte, okulun yükseköğretim kısmının yeniden açılması meselesi günümüze kadar süregelen bir hukuki ve siyasi tartışma konusu haline gelmiştir.

Günümüze gelince, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Amerika ziyaretinde ABD Başkanı Trump’ın Heybeliada Rum Ruhban Okulunun açılmasını talep etmesi, sonra Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 11 Şubat 2026 tarihinde Türkiye’ye yaptığı resmi ziyarette Türk yetkililerine Ruhban okulunun yeniden açılmasını dile getirmesi,  en sonunda ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack, Heybeliada Ruhban Okulu’nun 2026 Eylül ayı gibi yeniden açılmasını hedeflediklerini”  kamuoyu ile paylaşması üzerine, tüm gözler Batı Trakya Türk azınlığına, İstanbul’daki Rum Patrikhanesine ve Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okuluna çevrildi.

Bunun üzerine, 1862 Rum Patrikliği Nizamnamesi (diğer adıyla Rum Milleti Nizamnamesi), Türk Anayasası, Lozan Barış Antlaşması, Türk yükseköğretim mevzuatı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası insan hakları hukuku ışığında konu hakkında kısa bir araştırma yaptım.

 

Ruhban Okulunun Yeniden Açılması Tartışmaları: Talepler, Teklifler, Hukuki Çerçeve ve Tarafların Yaklaşımları:

 

Ruhban Okulunun yeniden açılması yönündeki Türk tarafı teklifleri:

  1. İstanbul’da veya başka bir ildeki Devlet üniversitesine bağlı Hıristiyan Ortodoks İlahiyat Fakültesi şeklinde okulu açabiliriz,
  2. Türkiye’deki Vakıf üniversitelerinin herhangi birinin bünyesinde açılabilir,
  3. Türkiye Cumhuriyeti denetiminde YÖK’e bağlı özel yüksekokul statüsünde açabiliriz,
  4. Türkiye’deki tüm eğitim kurumları, Türk eğitim sistemi içinde faaliyetlerini sürdürürler. Rum Ortodoks Ruhban Okulu da bir eğitim kurumu olduğu için Türk eğitim sistemi içinde ve devlet denetiminde kalmalıdır.

Tekliflerine Fener Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu yönetimi hayır demişlerdir.

 

Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili Talepler:

Heybeliada Ruhban Okulunun açılması yönündeki talepler, çoğunlukla din özgürlüğü ve evrensel insan hakları çerçevesinde dile getirilmektedir.

  1. “Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu, bir okul değil dini kurumdur” Dini kurum olursa okulun kontrolü Patrikhanenin kalır görüşündeler.
  2. Okula tam bağımsız (sui generis) statü verilsin, Türk kanunlarına tabi olunmasın.
  3. Okul yurt dışı statülü / uluslararası bir okul olsun. Türkiye dışındaki kiliselere de din adamı yetiştirelim bu nedenle Türkiye, Patrikhaneye uluslararası öğrenci kabul etme hakkı versin.
  4. Türk hukuk ve eğitim sistemi dışında kalalım.
  5. Okulda okutulacak dersleri ve derslerin müfredatını, programını/içeriğini Patrikhane olarak biz hazırlayalım Türk tarafı karışmasın.

 

Türk tarafı, Fener Rum Patrikhanesi ve bu konuda destek veren Rum/Yunan çevrelerinin taleplerini kabul etmesi halinde;

  • Osmanlı döneminde çıkan Nizamnamelerin ve Lozan Anlaşmasının verdiği denetim ve kontrol yetkisini kaybetmiş olur.
  • Heybeliada Ruhban Okulu, Türk eğitim kurumu olmaktan çıkar.
  • Okulda okutulacak derslerin, derslerin haftalık ders saatlerinin, derslerin içeriklerinin, derslerin öğretim programlarının belirlenmesinde Türk Milli Eğitim Bakanlığı (YÖK) etkisiz kalır.
  • Öğretim kadrosunun belirlenmesinde Türk tarafının yetkisi kalmaz.
  • Bu kurum tarafından verilecek diplomalar, Türk diploma sistemi dışında kalır ve diplomaların geçersizliği söz konusu olur.
  • Bu kurumlar üzerindeki Türk egemenliğini kaybetmiş olur…

 

Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu Türkiye sınırları içinde ama Türkiye’nin denetleyemediği bir okul konumunda olur ki, Türkiye, kendi sınırları içinde kendi hukukuna tam bağlı olmayan bir eğitim kurumu oluşmasını haklı olarak egemenlik sorunu olarak görmektedir. Türk tarafı, egemenliğini başka bir devlete veya bir kuruma devretmez.

 

Batı Trakya Türklerinin hakları

Lozan Barış Antlaşması’nın 37–45. maddeleri, özellikle 40. ve 45. maddeleri uyarınca Batı Trakya Türkleri; kimlik, dil, din, eğitim, kurumlaşma ve mülkiyet hakları bakımından uluslararası hukuk güvencesi altındadır ve bu hükümler Yunanistan için bağlayıcıdır.

Ama Yunan hükümeti, Türklerin bu hakları kullanmalarına izin vermemektedir.

Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerine uyguladığı hak ihlalleri:

  • Yunanistan, Batı Trakya Türklerini “Türk” olarak tanımamaktadır. Müslüman azınlık” olarak tanımlamaktadır.
  • Türkçe eğitim veren okulları kapatmaktadır.
  • Öğretmen atamalarını Yunan devletinin tekeline almıştır.
  • Türkçe ders saatlerini azaltmıştır.
  • Müfredatları, Ankara ile istişare etmeden değiştirmiştir.
  • Müftüleri, Türk toplumu seçmesi gerekirken Yunan Hükümeti atamayla belirlemiştir.
  • Türk kimliği ibaresi taşıyan dernekleri yasaklamıştır.
  • Seçimlerde uygulanan %3’lük ülke barajı, Türk azınlığın parlamentoda temsil edilmesini güçleştirmektedir.
  • Bağımsız adaylar veya azınlık temsilcileri üzerinde, siyasi ve idari baskı yapılmaktadır.
  • Türk azınlığına ait vakıf mallarının yönetiminin devlet kontrolündeki kayyumlara bırakılması, azınlığın bu alandaki haklarını etkin biçimde kullanmasını kısıtlayan bir durum ortaya çıkarmaktadır.
  • Batı Trakya Türkleri, mülk edinme ve kullanım konusunda bürokratik engellerle karşılaşmaktadır.

 

Batı Trakya Türk Azınlığı ve Lozan Rejimi

Lozan Antlaşması, Batı Trakya’daki Türk azınlığa dinî, kültürel ve eğitsel özerklik tanımış; kimliklerini serbestçe ifade etme hakkını güvence altına almıştır. Ancak Yunanistan, Türk azınlığını etnik bir topluluk olarak değil, yalnızca “dinî bir cemaat” olarak tanımlamakta ve “Türk” kimliğini resmî düzeyde reddetmektedir.

“İskeçe Türk Birliği” gibi derneklerin kapatılması, Türkçe tabelaların okullardan kaldırılması ve seçilmiş müftülerin tanınmaması bu yaklaşımın somut örnekleridir. Bu uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hak ihlali yapıldığı kararlarına rağmen devam etmektedir.

 

Müslüman Yunanlılar” Söylemi ve Asimilasyon Politikasıdır.

Yunan siyasal söyleminde sıklıkla kullanılan “Müslüman Yunanlılar” ifadesi, azınlığın etnik kimliğini görünmez kılmayı amaçlayan bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu söylem, azınlığı yalnızca din temelinde tanımlayarak Türk kimliğini kamusal alandan silmeyi hedeflemektedir. Oysa Lozan Antlaşması, azınlıkları yalnızca dinî değil, kültürel ve toplumsal bir bütün olarak ele almaktadır. Bu bağlamda söz konusu ifade, uluslararası hukukun azınlıkların kolektif kimliklerini koruma ilkesine aykırıdır.

Batılı ve Avrupalı devletlerin, Batı Trakya Türklerinin eğitim ve din özgürlüğü ihlallerine karşı sessiz kalması, açık bir çifte standart oluşturmaktadır. Bir devletin kendi ülkesinde azınlık haklarını sınırlandırırken başka bir devletten daha ileri haklar talep etmesi, uluslararası ilişkilerde iyi niyet ilkesini zedelemektedir.

 

Karşılıklılık İlkesi ve Hukukî Meşruiyet

Uluslararası hukukta karşılıklılık ilkesi, özellikle ikili anlaşmalarla düzenlenmiş azınlık rejimlerinde temel bir denge unsurudur. Türkiye açısından Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu meselesi, Batı Trakya Türklerinin Lozan’dan doğan haklarının eksiksiz uygulanmasıyla birlikte ele alınmalıdır.

Bu yaklaşım, bir baskı ya da engelleme değil, mevcut hukukî dengenin korunması talebidir.

 

Talep, Lozan dengesine, hem de uluslararası hukukta iyi niyet ilkesine aykırıdır.

 

Batı Trakya Türklerinin kimlik, dil ve eğitim, kurumlaşma ve mülkiyet hakları sistematik biçimde sınırlandırılırken, Türkiye’den daha ileri dinî özgürlükler talep edilmesi hem Lozan dengesine hem de uluslararası hukukta iyi niyet ilkesine aykırıdır.

Kalıcı ve adil bir çözüm, ancak karşılıklılık ve eşit uygulama temelinde mümkün olabilir.

Ruhban Okulu’nun, YÖK’e bağlı olmaksızın açılması Lozan Anlaşmasına aykırıdır.

İstanbul Rumlarının hakları (Lozan md. 37–45) yer almaktadır. Buna göre azınlıklara okul ve dinî kurum açma hakkı tanınır. Ancak bu haklar devletin eğitim mevzuatına tabi olmak kaydıyla kullanılır. Lozan Anlaşması azınlıklara bağımsız üniversite açma hakkı tanımaz.

Yunanistan’ın, Lozan Antlaşması’nın 40 ve 41. maddelerine rağmen Batı Trakya Türklerinin eğitim, dil ve kurumlaşma haklarını fiilen engellerken; Türkiye’den, anayasal ve yükseköğretim mevzuatı dışında, YÖK’e bağlı olmaksızın Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu’nun üniversite statüsünde açılmasını talep etmesi Lozan Antlaşması’na ve uluslararası hukukta mütekabiliyet ilkesine uygun değildir.

 

Başka Ülkelerde açılan okullar, ev sahibi ülkenin eğitim sistemine ve denetimine tabi olur.

Türkiye, Romanya’da yaşayan Türk–Tatar Müslüman azınlığın din adamı ve öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla Köstence Mecidiye’de 1996 yılında “Kemal Atatürk İlahiyat ve Pedagoji Lisesi” ni açtı. Bu okulun devamı olarak 2000 yılında, Köstence Ovidius Üniversitesi bünyesinde 3 yıllık yüksek okul olan “Kemal Atatürk Pedagoji Koleji”ni açtı.

Ovidius Üniversitesi Türkoloji Kürsüsünde okutman olarak görev yaptığım dönemde (1997-2001) Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Sayın Volkan BOZKIR başkanlığındaki heyet içinde, Romen yetkilileriyle, adı geçen okulun çalışma şartlarıyla ilgili protokol görüşmelerine katıldım.

2011–2014 yılları arasında Afganistan’da eğitim danışmanı olarak görev yaptığım dönemde, Cevizcan’da Türkiye tarafından açılan Akça Habibe Kadiri Kız Lisesi’nin statüsü ve işleyişine ilişkin olarak, Ankara’dan gelen Bakanlık yetkilileri ile Afgan Eğitim Bakanlığı temsilcileri arasında yürütülen müzakerelerde aktif olarak yer aldım.

Türkiye, Romanya ve Afganistan’da açtığı okulların Romen ve Afgan eğitim sistemine ve denetimine bağlı olmasında bir sakınca görmemiştir. Çünkü Türkiye’nin gizli ajandası ve yıkıcı bir amacı yoktur.

Fener Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu yöneticileri akil ve ülkesine sadık insanlardır. Türkiye’deki Özel Türk ve Yabancı okulların Türk Eğitim Sistemi içinde ve devlet denetimi altında olması gerektiğini iyi bilirler. Ama nedense Türk eğitim sistemi içinde ve devlet denetiminde kalmak istemiyorlar.

Türk iç hukuku, Ruhban Okulu’nun mevzuat dışı ve denetimsiz biçimde açılmasına izin vermez. Türk yetkilileri de hukuksuz iş yapmaz. Türk devlet aklına güveniyorum.

 

Türkiye Türklüğü, Batı Trakya Türklerinin yanındadır.

Yunan makamları,  Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulunun açılması teklifini Türk makamlarına getirmeden önce, Lozan Anlaşması, Avrupa Birliği İnsan Hakları ve evrensel hukuk hükümleri çerçevesinde Batı Trakya’daki Türklere tanınan kimlik, dil, din, eğitim, mülk edinme ve kurumlaşma haklarını vermesi gerekmektedir. Yunan makamları, Batı Trakya Türklerine karşı yaptığı hak ihlallerine son vermelidir.

Yunan ve Rum halkıyla iyi komşuluk ilişkisini sürdürmek, aramızdaki problemleri ikili ilişkilerle diplomatik yolla çözmek ve barış içinde yaşamak istiyoruz.

Anadolu Türkleri ve Ankara’da yaşayan Balkan Türkleri olarak bizler,  Batı Trakya Türklerinin haklı davasının savunucusuyuz. Ne mutlu Türküm diyene…

 

Namık Kemal YILDIZ

 

Namık Kemal Yıldız

Namık Kemal YILDIZ; Eğitimci-yazar. Ankara Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Millî Eğitim Bakanlığında çeşitli görevlerde bulundu. İngiltere, Romanya, İran ve Afganistan'da Millî Eğitim Bakanlığı adına çalışmalara katıldı. Eğitim alanında yazılarına Maksat İstihdam'da devam etmektedir.

Son haber

Emekçinin Görünmez Zinciri: Kayıt Dışı, Örgütsüzlük ve Adaletsiz Paylaşım”

📌 Öz Gıda-İş Genel Başkanı Gülpolat’tan dikkat çeken açıklama: “Kayıt dışılık ve örgütsüzlük emeği zayıflatıyor”…

% gün önce

34 Ayda Sadece 7,3 Puan: Erhan Usta’dan Ekonomi Yönetimine Tepki

İYİ Partili Erhan Usta, enflasyonla mücadelede 34 ayda sadece 7,3 puanlık düşüş sağlandığını belirterek hükümeti…

% gün önce

DELİ GÖMLEĞİ GİYMEYİ REDDETMEK

Deli gömleğini delilere giydirirler. Ancak deli olmadığı halde deli gömleği giyenler ya da giydirilenler de…

% gün önce

Yeni Merkez Siyaset Doğuyor mu? Ankara’daki Buluşma Ne Anlatıyor

Türkiye’de siyaset, uzun süredir alışılmış eksenler üzerinden ilerliyor. Ancak zaman zaman ortaya çıkan bazı girişimler,…

% gün önce

Eski AK Partili İsimler Sahaya İniyor: Demokrasi Platformu Ankara’da İlk Büyük Toplantısını Yapıyor

Türkiye’de siyaset ve demokrasi tartışmaları sürerken, eski AK Partili isimlerin öncülük ettiği Demokrasi Platformu sahaya…

% gün önce

Dr. Erhan Usta: Türkiye’nin DPT’ye ve Planlı Kalkınma Modeline İhtiyacı Var”

İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Erhan Usta, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada planlamanın bir zorunluluk…

% gün önce